Bir kuşun kanat çırpışındaki ahenk, bir gülücüğün kahkahaya dönüşmesindeki coşku bile, artık insanımızı mutlu kılmaya yetmiyor!
Nasıl yetsin ki?
Zihni kargaşanın hem nesnesi, hem de öznesi olmakla kendini tanımlayan ve her geçen gün daha bir otoriterleşen bir garip yönetim anlayışı! çözümden öte sürekli kaos önerip, tüm topluma sorumsuzluğun örneklerini sergiliyor.
Bu mudur?
Devletin ana babasını hapse koyduğu, üç kadersiz yavrunun devlet korumasına alınmayıp. Ancak 6 yaşındaki en küçüğünün “açlıktan ölmesi” sonucu diğerlerinin hatırlanıp koruma altına alınması, devletin “sosyal” niteliğiyle sizce uyumlu mudur?
Özlenen, kentlerin varoşlarında yaşanan ve yurttaş nezdinde travmaya neden olan vakaları görmezden gelip, tekçi anlayışın dikensiz gül bahçesinde türkü çığırmak mıdır?
Söylemde cömertçe telaffuz edilen adalet, kalkınma, özgürlük vaatleri, sonuçta iki harfle sınırlandırılıp, çözüm önerenler ucu açık edepsizlikle suçlanabiliyor!
Toplumsal yapının en büyük organizasyonu olan devletin bileşenleri, kendi aralarındaki uyum ve uygulamalarıyla tüm topluma örnek oluşturmaları gerekirken, tepedeki kayıkçı kavgası toplumun büyük bir çoğunluğunu tedirgin edip, histeri ortamının oluşmasını tetikliyor.
Oysa Anayasamızın “egemenliği” tarifleyen 6. Maddesi;
Egemenliğin, yetkili organlar eliyle kullanılacağını vurgulayıp, bu organları 7. ve 9. maddelerde “Yasama” ve “Yargı” olarak sınırlamaktadır.
Yürütme organı, egemenliğin kullanılmasında yetkili değildir. Zira Anayasamızın 8. Maddesi Yürütmeyi;
“Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılan ve yerine getirilen bir görev ” olarak tarif ediyor.
Yasama organı yasa yaparken, nasıl ki Türk Milleti adına kurallar koyup, ulusun kaderine ilişkin kararlar alabiliyorsa. Yargı da, yetkili organ olarak “Türk Milleti” adına hüküm kurmaktadır.
Anayasamızın bu yapısal özelliklerine rağmen, ulus adına karar veren mahkemeleri amacına ulaşınca yüceltmek ve fakat işine gelmeyince eleştirmek ikiyüzlülüğü, bir hukuksal eleştiriden öte, tam bir teşkilat-ı esasiye mürteciliğidir;
Anayasa ilkeleri ve hukuk kavramları ortadayken, yargı organlarını siyasi tartışmaların odağına taşıma gayretleri ve son erimde;
Maddi hata denilerek, tüm dünyanın ve 85 milyon yurttaşın pür dikkat izlediği “tartışmalı” bir ceza davasının sonucunda, olmayan maddeden ( bir megakent belediye başkanına) hüküm kurma!
“Sehven” sözcüğüyle ifade edilemeyecek denli, kamu vicdanını ve kamu otoritesini derinden etkileyen ve acilen sorgulanması gereken bir durum değil midir?
Öte yandan. Anayasamızın 125. Maddesi;
“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” derken, bu hakkın kullanımını görmezden gelip, sürecin doğal işleyişine müdahale etmek. “Yüce Divan” yoluna taş döşemekle eş anlamlıdır!
Artık gün ışımaya başlamış.
Bir kez daha, mağdur rolünü oynamak için bin bir dereden su taşıyanların, kovaları delinmiştir!
Bu gidişle lehimcilere çok iş düşecektir çook!
Sevgiyle, dostlukla…
Yorumlar
Kalan Karakter: