Futbolda bahis operasyonlarına Dünya Kupası arası veriliyor... Ligin en kritik haftalarında maçlar aynı saate oynanıyor... Üstüne üstlük büyük bir takımın kaptanına, sezonun kader anlarında 12 ay ceza veriliyor..
Bu üç karar aynı aklın ürünü olabilir mi?
Dünya Kupası dediğimiz, yıllardır beklediğimiz, futbolun en saf, en ortak değerlerinden birisi. Kulüp rekabetinin kenara bırakılması, formaların tek renge dönüşmesi gereken dönem…
Bizde öyle mi? Tam tersine, kulüp gündeminin en sert, en tartışmalı hamleleri tam da milli takım süreçlerinde yaşanıyor. Sessizliğin olması gereken dönemde en gürültülü işler görülüyor.
Dikkat dağılıyor, kamuoyu başka yerlere savruluyor...
* * *
Lig sahnesine dönelim…
Aynı saate konulan maçlar…
Kağıt üstünde “adalet” gibi duruyor. Gerçek hayatta neye hizmet ediyor? Tribün dağılıyor, ekran bölünüyor, gündem parçalanıyor.
Futbol dediğin hikayedir... Bir maç biter, diğeri başlar… Gol olur, diğer sahaya etkisi geçer… Nabız yükselir, heyecan büyür…
Bizde hepsini aynı anda tüketiyoruz hem de ligin en cafcaflı anında... Neden, bilinçaltımızda peşinen kabulleniyoruz. İhtiyacı olmayan olana yatar!...
Çünkü biz böyleyiz!..
* * *
Tam bu atmosferde, takım kaptanına verilen 12 aylık ceza. Tesadüf mü yoksa mesaj mı? Bugün futbolda tatışmak zorunda bırakıldığımız, hukukun varlığından çok hissiyatı...
Bir yanda “operasyonları gizlemek” için zamanlama, diğer yanda “adalet” adına eş zamanlılık, tam ortada güveni sarsan ağır ceza… Ne şeffaflık var, ne rekabet duygusu.
Oysa planlama, takvimi ve algıyı yönetmek değil, güven inşa etmektir. Bugün Türk futbolunun en büyük sorunu da tam olarak budur.. Zamanlama üzerinden mesaj verirsen, adalet dağıttığını iddia edemezsin.
Ne yazık ki oyunu değil, arkasını konuşmaya devam ediyoruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: