Aslında farklı bir yazı kurgulamıştık kafamızda.. Onu şekillendirip sizlerle paylaşacaktık... Ama “hayat plan yapmaya gelmez” diye müthiş anlamlı söz vardır ya işte bir kez daha çıktı karşımıza...
Takdir-i ilahi tecelli etti ve fubolun büyük ustası Ahmet Suat Özyazıcı Hakk’ın rahmetine kavuştu..
Şimdi dile kolay geliyor... Özyazıcı; “futbolda Anadolu ihtilalini gerçekleştiren” Trabzonspor’un en önemli kilometre taşlarının belki de birincisiydi...
İkinci lig finalinde kaybedilen PTT maçından sonra sıfırlanan kadrodan büyük bir “dev” inşa etti. Elindeki gençlerle İstanbul hegomonyasına son verdi.. Şampiyonluğu alıp Karadeniz’in şirin sahiline getirdi.. Getirirken de bütün Anadolu’yu peşinden sürükledi... Vazgeçilmez oldukları düşünülen “üç büyükler” kavramını “dört büyükler”e taşıdı. Trabzonspor’u “dördüncü büyük değil”, “dört büyükten biri” yaptı.
* * *
Trabzon, futbolda geçmişte rekabetler şehriydi... Başlangıçta “İdmanocağı – İdmangücü” arasına başlayan bu rekabet olgusu; Trabzonspor kurulup şampiyonluklar gelmeye başladıktan sonra “Suatçılar – Özkancılar” ayrışmasına sahne oldu...
Her iki rekabet de seviyeyi hep yükseltti... Başarı çıtasını erişilmez noktalara taşıdı... Sonra zamanla Trabzon’daki rekabet kültürü yerini; “çekişme, didişme, kavga” sürecine bıraktı... Duraklama, gerileme dönemlerinin asıl sebebini bu bahsettiğimiz dönemler oluşturdu...
Neyse; biz yine Suat Hoca’ya dönelim.. Hoca “ocak – güç” rekabetinin “Sarı – Kırmızılı” tarafındaydı... Bir kere müthiş bir oyuncuymuş... Yetişemedik ama anlatılanlardan ve sonra kendisini daha iyi tanıdıkça gördüklerimizden sanki izlemiş gibi kafamızda canlandırdık...
Hem oyuncu hem takım kaptanı hem de antrenör – futbolcu olarak liderliğini yaptığı takımla Beşiktaş’ı Türkiye Kupası’ndan elemek dahil bir çok başarının altını imzaladı... Türkiye şampiyonlukları kazandı...
Trabzon futbolunun temel taşlarından İdmanocağı ile aslında geleceğin de sinyallerini vermişti Suat Hoca...
* * *
Trabzonspor’un müzesindeki dünyada eşi benzeri bulunmayan “yarım kupa”nın hikayesini bilenler bilir.. Bilmeyen öğrensin; görmeyen mutlaka gidip görsün.. 1958 yılında Trabzon’da oynanan Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası finalinden sonra o yarım kupanın bir kulbundan İdmanocağı, diğer kulbundan Ahmet Suat Özyazıcı’ın askerliği nedeniyle kaptanlığını yaptığı Ankara Havagücü takımı tutuyordu... İşte böyle bir karakterden bahsediyoruz...
* * *
Ahmet Suat Özyazıcı; namazında, niyazında, inançlı bir müslümandı... Ama, yeri geldiğinde; “namazın, orucun kazası olur ama maçın kazası olmaz” diyecek kadar da bir futbol aşığıydı... Zaten bu aşkı onu “ilklerin adamı” olmaya taşımıştı... Trabzonspor ile 4 Lig Şampiyonluğu, 4 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2 Başbakanlık Kupası, 3 Türkiye Kupası, 1 Kıbrıs Barış Kupası, Sariyer ile de Balkan Şampiyonluğu kazandı... Bordo – Mavili kulübün kuruluşunda futbolcu olarak yer aldı...
Her zaman saygı duyduğumuz ve altını imzaladığımız bir laf vardır; “Trabzonsporlular ikiye ayrılır; birincisi Trabzonspor’u yaratanlar, ikincisi Trabzonspor’un yarattıkları”... Suat Hoca birinci bölümün ilk sıralarına adı yazılacak ve yeri hiç dolmayacak gerçek bir efsane olarak yerini çoktan almıştı...
* * *
Böyle bir yazıyı yazmak da; bitirmek de öyle kolay değil... İnsanın yüreği burkuluyor, gözleri doluyor... Ama bu halet-i ruhiyeden bizi yine Suat Hoca’nın tatlı anıları çıkartıyor..
Müthiş bir espri yeteneğine sahipti Hoca... İnanılmaz bir parlak zekası vardı... Zaten olağanüstü futbol adamlığının yanısıra, birbirine zıt karakterlerden oluşan bir kadrodan, yenilmez armada inşa etmesinin altında da bu özelliğinin büyük yeri vardı hiç kuşkusuz...
Kendisinden sonra göreve getirilen Trabzonspor’un ilk yabancı teknik direktörü Alman Sundermann için “son derman” benzetmesi yapması, dışarıda kaldığı dönemlerde; başarısız sonuçlardan sonra çarenin ne olduğu sorulduğunda; “adres belli, Kemeraltı No:6” diye yol göstermesi yazan oldukça tarihten hiç silinmeyecek anektodlardan sadece birkaçı...
* * *
Kemeraltı No:6 futbol sahası dışında Suat hoca’yı bulabileceğiniz, Semerciler Caddesi’ndeki nalburiye dükkanın adresiydi.. O adres yeri geldiğinde ticarethane, yeri geldiğinde keyifli sohbet yeri, yeri geldiğinde tarihfsiz bir futbol akademisiydi...
Gazeteciliğe başladığımız 80’li yılların sonundan, hoca evine çekilene, biz de şehir değiştirene kadar uğradığımız bu adresin üzerimizdeki etkisi hep büyük oldu.
“Asıl işiniz ne Hocam?” diye sorduğunuzda aldığınız “Ben at aksesuarcısıyım, onları güzelleştiriyorum” cevabını unutmanız mümkün mü?
Ya, “istifa edecek misiniz?” sorusuna gelen, “biz teknik adamların valizi hiç açılmaz, hep kapının arkasında bekler” karşılığını?!..
Bir de şimdi herkesin ağzından düşmeyen “atanla tutanın iyi olacak” meselesi var... Bu lafın da patenti taaa 1970’lerden Suat Hoca’ya aittir...
Söyleyecek, anlatacak o kadar şey var ki kuşkusuz... Ama; bir an geliyor sözün bittiği yerde takılıp kalıyorsunuz... Gözünüz yaşarıyor, boğazınız düğümleniyor, içiniz burkuluyor..
Gerçek bir efsaneyi daha uğurlamaya hazırlanıyoruz...
Bize yaşattığın, öğrettiğin herşey için sonsuz teşekkürler BÜYÜK USTA..
Gittiğin yerde seni karşılayacak efsanelere de selam söyle!...
Ruhun şad, mekanın cennet olsun!...
Yorumlar
Kalan Karakter: