Kim ne derse desin, kimlik ve kişilik, insanın çokluk içinde kendini dönüştürerek ulaşabildiği en değerli kazanım.
Yaşam tarzımız olarak hedeflediğimiz yönün denendiği bu çileli süreç, hiç kuşkusuz hayatımız boyunca kişiliğimizdeki ve dış dünyaya olan yönelimlerimizdeki tutarlılığın ya da tutarsızlığın kaynağını oluşturur.
Hiç kimse çıktığı yolda asla kendisi kalmaz. Yol insanı başkalaştırır! Kendi yönünü bulmanın biricik yöntemi; başkalarının yüklerine omuz vermek ve nice çileli yolu onların çizmeleriyle yürümekle ortaya çıkar!
Aynalar gerekir kişiye bu yürüyüşte kendini görebilmesi için, kocaman boy aynaları!
Bazı insanlar vardır, yaşadığı coğrafyaya dair sorumluluk hissedip, gücün ve zorbalığın karşısında başının gölgesini öne düşürmeden, toplumunu ve onun üzerinden tüm insanlığı, düşünsel ve yaşamsal boyutlarıyla daha ileriye taşımak için yola koyulur;
Nereden ve kimden gelirse gelsin haksızlığın her türüne karşı çıkıp, bilimin ve aydınlık düşüncenin izini kararlılıkla sürer.
Hurafelerin, yalanın-dolanın ve her türden zorbalığın karşısına dikilip, ne iktidar dalkavuğu, ne de patron yalakası olmadan, halkının omuz başında muhalif kalmayı hedefler, işte onlara selam olsun.
Kuşkusuz burada muhaliflikten kastedilen, salt iktidara muhalefet olsun diye müzmin bir karşı duruş sergilemek demek değildir. Hele iktidarı şikayet etmek hiç değildir.
Muhalif olmak, yozlaşmış toplumsal yapı, kurum ve değerleri eleştirmek. Siyasal, ekonomik ve kültürel yaşama ilişkin sorunları ve bu sorunlarda iktidarın yanlışını dile getirmek ve kamuyu aydınlatma misyonu içinde hareket ederek, söylenmesi gerekenleri yüksek sesle ifade edebilmektir.
Kuşça canı toplumuna adayıp, halkının yanında konumlanan aydınların. Yönetim katından hiçbir kişisel beklentileri olmadığı gibi, ne korunacak çok maaşlı makamları, ne çifte pasaportları, ne de ekonomik olarak güçlerine güç katacak servetleri vardır.
Ama onların, güç odaklarını ziyadesiyle rahatsız edecek farklı özellikleri vardır. Mesela lafı eveleyip gevelemektense, bedeli ne olursa olsun, gerçekleri dobra dobra söylemekten asla yüksünmeyen kocaman yürekleri vardır.
Çevreleri boşaltılarak yalnızlaştırılan bu soylu insanlar, dünyanın neresinde olursa olsun, her zaman mücadeleleriyle anılıp AYDIN diye tanımlanırlar.
Aydın kişi ne kendi diline aittir ne de uyruğuna. O özgür ve ahlak sahibi olduğu için salt kendine aittir. Elbette aydın olmanın birkaç dozluk reçetesi yoktur, ancak aydın olabilmenin yadsınmaz sorumlulukları vardır.
Kime karşı?
Tabii ki Tüm İnsanlığa, özellikle de yaşadığı coğrafyanın insanlarına…
İşte, boğazlarda düğümlenen ve bir türlü yerine getirilemeyen tarihi sorumluluk, tam da budur? Gramsci’ ye göre;
“Aydın, halkın tutkularını anlamazsa, onunla arasında duygusal bir bağ kurmazsa. Halkla arasında bir mesafe olursa o artık aydın falan değildir”
Tıpkı yönelimleri itibariyle, fikir namusu taşımayan günümüz intihalci aydınları gibi, artık egemen sınıfın gönüllü tetikçisinden başka bir şey değildirler!
Efendiye hizmette sınır tanımayıp, aykırı olmakla edepsiz olmayı birbirine karıştıran günümüz sözde aydınları; toplumsal yaşamı dönüştürüp mevcut düzene meşruiyet kazandırmak adına, her türden herzeyi yemekle ödevlidirler.
Tüm etik değerden yalıtılmış bu kapı kulları, kendilerine tahsisli sırca saraylarda mevzilenip! Başta siyaset kurumu olmak üzere, tüm yaşam alanlarına, kurgu ve kumpaslarıyla müdahale edip demokratik işleyişi bozmakta hiçbir sakınca görmüyorlar halen!
Yaşanan ve yaşatılanlar, sayrılığın stabil seyridir!
Yorumlar
Kalan Karakter: