Farkındayım içinde bulunduğumuz süreçte gerçekleşmesi hayli zor bir istek benimkisi. Ama olsun, imkansız denilene olan talebimiz baki kalsın. “ Geçmişin dostluğu, dayanışmayı, birliği, dirliği özendiren o güzelim Bayram Günlerine duyduğum olanca özlemimle Bayramınızı Kutluyorum sayfa dostlarım.”
Bu hafta yine karanlığımızı derinleştiren olayların içinde bulduk kendimizi. Umutlu olmanın giderek zorlaştığı bir zamandayız. Şimdiki zamanın dört duvar zindana dönüştüğü günler bunlar. Güncel olan geleceği vaat etme yeteneğini kaybetmiş gibi. Yankısı olmayan seslerimizi, çarptığı duvarda eriyen itirazlarımızı neredeyse kendimiz bile duyamaz olduk. Duygum o ki, seslerimizi içine hapseden duvarlar sanki her gün daha bir kalınlaşıp, yaşam alanlarımızı daraltmakta!
Bir süredir ana muhalefet belediyeleri üzerinden gerçekleşen operasyon ve tartışmaların büyük çoğunluğunun geçmiş hesaplaşmalara dayandırılıyor olması ve ardından, iktidarın diline doladığı ama çoğu kişinin ihtimal vermediği CHP’ye KAYYIM atama girişimini sürekli gündeme taşıması, demokrasinin temellerini dinamitlemekten başka bir şey değildir. Sureti haktan görünüp, (gizli tanık ifadeleriyle) geçmişe güçlü referans sunma girişimlerine karşın, tüm bu kargaşa aslında yakın gelecekteki büyük fırtınayla bağlantılı!
Hani şu kaçınılmaz olduğuna inanılan iktidar değişikliği ve ondan sonrasıyla ilişkili. Bu yüzden kim ne derse desin, giderek sertleşen, saçaklanan ve düşman hukuku uygulamalarına varan bu çekişme, bugüne ve geçmişe ilişkin hesaplaşmalardan ziyade geleceğe ilişkin hesaplaşmaların bir ön adımı niteliğinde görülmelidir.
Aslında sıradan bir yurttaşın dahi pekala gözlemleyebildiği, Türkiye’de ki otoriterleşme eğilimlerini ve bunu olanaklı kılan altyapıyı, otoritetleşme gereksiniminin kaynaklarını, otoritenin kime lazım olduğunu, üzerinde otorite kurulmak istenen unsurları; bu sürece kimin ya da kimlerin açık- örtülü, bilerek- bilmeyerek ve nasıl katkı yaptığını, az sayıda aktör dikkate alınarak açıklama eğilimi oldukça yaygın.
Kaldı ki otoriterleşme dediğimiz olgu nihayetinde bir siyasal sonuç. Bazı siyasal aktörler belli siyasal hedeflere varmak ya da mevcudu ilelebet korumak adına baskı ve şiddeti öncelerken, bir kesim insan da bazı nedenlerle onlara destek veriyor.
Konuya farklı bir perspektif sunan Prof.Dr. Murat Somer; Geçmişte olanın aksine bugün demokrasinin ne zaman çöktüğünün ya da ne zaman farklı bir rejimin başladığının hiçbir zaman görülür olmadığını, çünkü bunun “mini darbeler” denilebilecek adımlarla gerçekleştiğini iddia ediyor.
Sinsi otoriterleşme…
Çoğumuz bu ifadeyi ilk kez duymuş veya ilk okuduğumuzda tam tanımını yapamıyor olabiliriz. Fakat son 20 yıldır Türkiye’de yaşama deneyimimizin ışığında bu ifade aslında bize bu haliyle bile çok şey anlatıyor. Dünyada ve Türkiye’de karşı karşıya kaldığımız otokratikleşmenin, kullandığı yöntemler ve sahip olduğu örüntüler açısından geçmiştekilerden farklı olduğunun altını çizen Somer; “Sinsi otoriterleşme bu modelin özellikle erken dönemlerini tarif etmek için kullanılan tanımlamalardan bir tanesi” diye açıkladığı bu ifadeye;
“Bugünkü otoriterleşmeler hiçbir zaman antidemokratik bir ideoloji ileri sürmüyor; demokrasiyi açıktan açığa ortadan kaldırmıyor. Tam tersine çoğu kez daha demokratik olduklarını iddia ediyorlar” şeklinde yorum yüklüyor…
Geçmişte demokrasinin ne zaman çöktüğü, ne zaman farklı bir rejimin başladığı herkes tarafından biliniyordu. Savunan da karşı çıkan da durumun farkındaydı… Günümüzde ise demokrasinin olup olmadığı veya ne zaman ortadan kalktığı “mini darbeler” sayesinde hiçbir zaman görülür olmuyor! Örneğin torba yasalar bunun en somut örneği çünkü torba yasada bakıyorsunuz bazı maddeler aslında (muhalefetin bile gözünü boyayacak biçimde) demokratik olabiliyor, fakat tam püf noktası olan diğer maddeler otoriterliğin dik alasına kapıları ardına değin açmış oluyor.
Kadrolaşma da keza ilk başlarda görece masum görülüyor…
Bu verili gerçeğin ışığında, bugünkü otoriterleşme girişimleri ve buna bağlı operasyonlar, demokrasimiz acısından geçmişe oranla bence daha bir tehlike arz ediyor!...
Sevgiyle, dostlukla.