Trabzonspor tam anlamıyla bir “tükenmişlik sendromu” yaşıyor..
Sadece kulüp içiyle değil, camia da tükenmiş durumda...
Hani, “ölmeden bir şampiyonluk görelim de yeter” deniyordu ya; işte bu gerçekleşince herkes boşverdi... “Artık ne olursa olsun, gam yemem” psikolojisi hakim... Son dönemde, genel kurul da dahil, yaşananlar bunu açıkça gösteriyor.
Yılların beklerken yüklediği stres, finalde mücadele sırasında kaybedilen enerji, bugüne yansıyor ve ciddi bir verimsizliğe dönüşüyor...
Elbette; idari ve teknik anlamda yapılan hatalar, bunların ekonomiye olumsuz yansımaları süreci içinden çıkılması imkansız gibi görünen duruma sevk ediyor...
* * *
Bir de çantayı alıp gidenler var...
Yönetimin başı ile takımın başı şimdi evlerinde huzur içinde “son şampiyon” olarak anılmanın keyfini sürerken, derenin derinliğini kalanlar ölçüyor...
Bu durumun son muhatabı Orhan Ak...
Adana Demirspor galibiyetiyle başladığı süreci, Kayserispor ve Ankaragücü hezimetlerinin ardından noktalayan Ak’ın açıklamaları aslında başlangıçta belirttiğimiz “tükenmişlik sendromunu” tüm detaylarıyla gözler önüne seriyor...
Trabzonsporluların, özelikle de yönetenlerin; “o gitsin bu gelsin” tartışmasından çok bu detaylar üzerine kafa yorması gerekiyor...
Kulüpte görev aldığı süre içerisinde 1 şampiyonluk, 2 de süper kupa kaldıran teknik heyetin en önemli üyesi olmak yetmiyormuş gibi, bir de üstüne üstlük zor dönemde sorumluluk almasına bakılmaksızın hedef gösterilmesi, aslında Orhan Ak için futbol ikliminin doğal atmosferi; o kadar...
Bizde yıllar geçse de değişmeyen ve kronikleşen bir anlayış söz konusu...
Sonuçları “tek sebebe” ya da “tek kişiye” bağlayan; olmayandan medet umup, olanı değersizleştiren “cehalet kültürü”, ne yazık ki her yerde olduğu gibi Trabzon’da da hakim...
Kayserispor maçı öncesinde Orhan Ak’ın tüm özelliklerine rağmen devamlılık şartını “topun hangi kaleye gireceğine” bağlamıştık...
Nitekim öyle de oldu...
“Ak ve ekibinin elde tutulur kalan en büyük hedefi Ziraat Türkiye Kupası... Eğer orada hedefe yürür, ligde de tatmin edici bir oyunla skor elde edilebilirse bu evlilik uzar.. Yoksa?... Yoksasını boşverelim...” demişiz 1 Nisan’da...
Nitekim de öyle oldu...
Top Trabzonspor’un kalesine girdi; kupadan elenildi, “yoksa” da gerçekleşti...
Bunlar işin görünen yüzü... Malumun ilanı ama ya görünmeyen; gözden kaçırılan!...
O da oyuncular üzerinde yaşanan büyük “deformasyon”... Asıl “tükenmişlik” orada yaşanıyor...
Çok net beli ki; kulüpteki değişim ve gelişmeler futbolcular üzerinde büyük bir tahribat oluştumuş... Bu durumun ana temelinin ekonomik olduğunu görmek için alim olmaya gerek yok...
Bila istisnasız fırsatını bulan bırakıp gitmek derdinde... Çok net görünüyor... Zaten bulan da gidiyor...
Şimdi “giderlerse gitsinler” diyeceğinizi biliyorum.. Belki de doğrusu böyle... Fakat sorun buradakilerin gitmesinden çok kurumun içinde bulunduğu atmosfer... O revize edilemediği taktide bırakın 1 yılı, 6 ay geçmeden yine aynı şeyleri konuşuyor olacağız...
Eğer Trabzonsporlular kulübün devamı istiyorlarsa top yekün olarak bu “tükenmişlik sendromunu” üzerlerinden atmak zorundalar...
Maalesef bu sefer işin şakası yok...
Yorumlar
Kalan Karakter: