Karagöz Meydanı Projesi, dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu’nun, ‘Tarihte var olan Karagöz Meydanı’nı, Trabzon’a ikinci bir kent meydanı olarak kazandıracağız’ sözleriyle başlamıştı.
Proje alanında bulunan Cudibey Ortaokulu ve Öğretmen Evi Hacıkasım mevkiine taşınmış. Böylece, betonun ve trafiğin boğduğu şehirde, Trabzonlulara ‘biraz olsun ferahlık’ vaadi sunan meydan ortaya çıkmıştı.
Gelin görkünki, önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, ‘Ticari olarak burayı süslemediğinizde o meydan yaşamaz’ diyerek, alanın yaklaşık yarısını inşaat alanı olarak planladıklarını söyledi. Bir süre sonra da planlanan yeni haliyle satışa çıktı. Fakat alıcı çıkmadı.
Geline noktada ise, bu alan için yeni bir proje çizildi ve çizilen proje meclis onayından geçti. Alanın neredeyse yarısında ticari üniteler olacağı için, ismi bile değişti. Karagöz Meydanı ve Ticari Merkez Projesi oldu. Üstelik önceki Başkan Zorluoğlu’nun, ‘Kendi imkânlarımızla yapamayız’ sözünün aksine, bugünkü Başkan Ahmet Metin Genç, ‘Projeyi belediye olarak hayata geçireceğiz’ dedi.
Kısacası; yeşil alan - meydan olarak başlayan süreç, yapılaşma kararı ile devam ediyor.
Oysaki bir alan ya yeşil alan - meydandır ya da yapılaşmaya açılacak bir arsadır; ikisi birden olması mümkün değildir. Planlarda halka ait olduğu söylenen bir yerin, zaman içinde farklı amaçlara hizmet eder hâle gelmesi, kent yönetimine duyulan güveni zedeler. Asıl sorun sadece bir bina yapılması değil, verilen sözlerin sessizce geri alınmasıdır.
Yerel yönetimlerde sıkça rastlanan bu durum, şehir planlama disiplini ile siyasi döngüler arasındaki doku uyuşmazlığını gözler önüne seriyor. Bir dönem ‘nefes alma alanı’ olarak tasarlanan bir meydanın, bir sonraki dönemde üzerine beton kütlelerin inşa edildiği bir ‘rant veya hizmet alanına’ dönüşmesi, sadece bir mimari değişiklik değil, aynı zamanda bir vizyon parçalanmasıdır.
Süreci bir vizyon parçalanması olarak özetleyen temel noktaları şunlardır:
* Söylem ve Eylem Arasındaki Fark: Projenin başlangıç aşamasında halka vaat edilen ana tema; yoğun yapılaşma içindeki Trabzon şehir merkezine bir ‘nefes borusu’ açmak ve beton dokuyu azaltmaktı. Ancak gelinen noktada, alanın sadece bir meydan değil, ticari ve teknik ihtiyaçları karşılayan bir yapı kompleksine dönüşmesi, ‘kent meydanı’ sözünün geri planda kaldığını göstermektedir.
* Betondan Arındırma vs. Yeni Betonlaşma: Eski binaların (okul ve öğretmen evi) yıkılma gerekçesi ‘alanı açmak ve ferahlatmak’ iken, bugün aynı alan üzerinde yeni yapıların yükselmesi, projenin ekolojik bir kazanımdan ziyade mekânsal bir yer değiştirme (eski betonun yerine yeni beton) olduğu eleştirilerini beraberinde getirmektedir.
* Kamusal Alan Kaybı: Bir meydan, en yalın haliyle üzerinde hiçbir engel bulunmayan, halkın toplanma ve sosyalleşme alanıdır. Yapılaşmanın artması, bu özgür alanı kısıtlamakta ve ‘meydan’ kavramını bir binanın ön bahçesi veya terası seviyesine indirgemektedir.
Özetle; Karagöz Meydanı, Trabzon için bir ‘kent meydanı’ olma vaadiyle yola çıkmış, ancak süreç içerisinde ekonomik ve lojistik gerekçelerle (otopark girişi, ticari birimler vb.) binaların yer aldığı karma bir yapıya evrilmiştir. Bu durum, şehrin hafızasındaki ‘meydan’ beklentisiyle mevcut fiziksel gerçeklik arasında derin bir tezat oluşturmaktadır.
Karagöz Meydanı meselesi, Trabzon’un kentleşme anlayışının da bir aynasıdır. Yeşil alanlar - meydanlar, ihtiyaç duyulduğunda feda edilecek ‘boşluklar’ değil; korunması gereken ortak yaşam alanlarıdır. Aksi hâlde şehir büyürken, Trabzonlunun nefes alacağı alanlar her geçen gün biraz daha küçülür. Bu çelişkinin giderilmesi, yalnızca bir meydanın değil, kentin geleceğine dair samimiyetin de testidir.
Nefes alacağımız alanların artması dileğiyle…