Harcına ne karmışsalar Türkiye’de ve dünyada kimi politikacılar için ne ideal, ne ilke, ne da ideoloji diye bir şey asla belirleyici olamıyor. Onlar için varsa yoksa önlerine serilen fırsatların değerlendirilmesi ve korunacak koltukları!..
Dün özgürlüklerden, haktan, hukuktan, kardeşlikten bahseden niceleri menfaatin yönü değiştiğinde en hevesli işbirlikçiye dönüşebiliyor. Çağlar boyunca, benzeri çıkarsamalar hep bu minval üzere kesintisiz karşılık bulmuştur. Örneğin, Antik Roma döneminde; MÖ 44’de “Mart’ın idesinde” (*) (15 Mart), senato da en yakınının (Brütüs) ihanetine uğrayıp 40 Roma senatörü tarafından bıçak darbeleriyle katledilen Julius Sezar’ın ölümü, Roma Cumhuriyetinin sonu olurken, aynı zamanda Roma İmparatorluğunun doğuşuyla uzun bir iç savaş sürecin başlangıcı oldu.
Oysa Sezar’ın 40 bıçak darbesiyle lime lime edilmiş cesedinin başında, Sezar’a ve Cumhuriyet ideallerine bağlı olduğunu ilan eden Marcus Antonius, zaman içinde Sezar’ın cumhuriyet temelli düzenini diktatörlüğe dönüştürmekte bir beis görmeyecekti…
Hatta Shakespeare’nin ünlü “Julius Sezar- Antonius” Tiradında; Marcus Antonius suikast sonucu öldürülen dostu ve önderi Sezar’ın cenazesi önünde halka hitap ederken şöyle seslenir; “ Dostlar, Romalılar, yurttaşlar, dinleyin… Ben Sezar’ı gömmeye geldim, övmeye değil… Ben dostunu seven düz bir adamım. Beni böyle tanırsınız. Ne hitabetim ne kudretim var…” derken, dostuna sadakatini ve mütevaziliğini ifade eder.
Ancak gelin görün ki, popülizmin doruklarına ulaşan ve kimilerine göre tarihin akışını değiştiren Antonius’un bu hitabeti, günümüzde neye tekabül eder, ne denli karşılık bulur bilemem ama, bilinen kudretini cumhuriyetin kazanımlarının ortadan kaldırılması yönünde acımasızca kullanıp, Roma’yı bir diktatör olarak yönettiği gerçeğidir.
Siyaset arenası, ardışık süreçlerde de çıkar odaklı farklı kırılmalara ev sahipliği yapmıştır. Bir ideal uğruna yola çıkıp çıkar uğruna yön değiştiren politikacıların ibretlik yaşam öyküleri tarihin tozlu sayfalarında yer alır. Bilenler bilir, Mussolini gençliğinde işçi sınıfının ve ezilenlerin gür sesiydi. Savaş karşıtı bir idealistti. Ama, iktidara giden yolun milliyetçilikten geçtiği görünce Adolf Hitler’den ve onun Nasyonal Sosyalist Partisinden etkilenerek bir gecede saf değiştirdi ve her dönekte olduğu gibi faşizmin celladına dönüşüp faşizmin “Duce” si oldu, ama Mussolini’nin sonu hiç de iyi olmadı.
Zira 1945 yılının baharında Alman yenilgisi kaçınılmaz olmuştu, Mussolini metresiyle birlikte tarafsız İsviçre’ye kaçmaya çalıştıysa da, İsviçre’ye varamadan partizanlar tarafından yakalanıp der dest edilip, Adolf Hitler’in intiharından iki gün önce idam edildiler. Sonrasında ceset, banliyö meydanındaki metal bir kirişe baş aşağı asıldı.
Ardışık süreçlerde; eşiyle birlikte yargılanıp, bir duvar dibinde kurşuna dizilen Romanya devlet başkanı Çavuşesku ve eşinin hazin sonu, Ne örnek teşkil edebildi ne de tarihin tekerrürünü engelleyebildi! Demem o ki… Çıkarın yönü değiştiğinde, sadece taraf değiştirmek yetmiyor, tıpkı CHP İstanbul örgütüne atanan kayyum heyeti gibi, girdiğiniz yeni yolun en kirli işlerini yerine getiren, en ateşli savunucusu olmanızda isteniyor sizden.
Bir ideal uğruna yola çıkıp farklı çıkarsamalar nedeniyle yön değiştiren, günümüz işbirlikçi beylerine ve hanımlarına küçük bir anımsatma; Çok değil kısa bir zaman sonra yaşamınızı anlamlandıracak her hangi bir olayın arayışı içinde olacaksınız.
Zira itibarınız, haysiyetiniz ve şerefiniz yerle bir oldu. Bir milletin güvenini kaybetmek hiçbir koltukla, çakarlı arabayla, parayla-pulla telafi edilemez. Zamanın dişlilerine takılıp kalacaksınız ve her daim toplumun hafızasında lanetle anılan olacaksınız.
Koşullar ne dayatırsa dayatsın. Her türden çıkarsamadan azade, “ Dönen dönsün, ben dönmezem” diyebilen ve onurlu yürüyüşünü sürdüren yürekli yiğitlere selam olsun.
Sevgiyle, dostlukla.
(*)- Antik takvimde yeni yıl Mart ayında başladığından, “Mart idesi” yeni yılın ilk dolunayını işaret eder ve büyük önem taşır.
Gönlüne sağlık Güzellik Abim,
Tebriklerimi iletiyorum Sinan abim.
Beğendim. Kalemine ve yüreğine sağlık.