Geçen haftaki yazımda, Trabzon şehrinin çok güçlü ve simgesel özellikleri olduğu halde, bu potansiyelinin yeterince değerlendirilmediğini sebepleriyle anlatmaya çalışmıştım. Bugün de var olan potansiyelin, maksimum değerlendirilmesi için yapılması gerekenleri, bu konuda kafa yoran, yazan - çizen kişilerin fikirlerinden de faydalanarak, sizlerle paylaşmak istiyorum.
* Doğal alanların korunması ve düzenli planlama gerekir.
Yaylalara kontrollü yapılaşma getirilmeli, gelişigüzel betonlaşma yerine ahşap ve doğayla uyumlu mimari teşvik edilmeli, dere yataklarına ve vadilere yapı izni verilmemeli, Uzungöl gibi aşırı yük alan bölgeler için, ‘taşıma kapasitesi sınırı’ getirilmelidir. Kısacası, Trabzon’un en büyük değeri olan ‘doğa’, bozulmadan korunmalıdır.
* Turizmi tek noktaya sıkıştırmak yerine yaymak gerekir.
Turistlerin yüzde 80’i Uzungöl’e gidiyor. Bu yükü azaltmak ve dağıtmak için, Hıdırnebi Yaylası, Haçka Yaylası, Sis Dağı, Karester ve Lustra, Çal Mağarası, Santa Harabeleri ve Maçka vadisi daha fazla tanıtılmalıdır. Bunun için, valilik ve belediye, bu bölgeler için ‘turizm rotaları’ oluşturmalıdır.
* Gastronomi turizmi profesyonelleştirilmelidir.
Trabzon mutfağı, tereyağı, kuymak / mıhlama, hamsi, karalahana yemekleri, Akçaabat köftesi, peynir çeşitleri ve fındık gibi ürünleriyle aslında dünya ölçeğinde güçlü. O halde, ulusal ve uluslararası düzeyde, ‘gastronomi festivali’ yapılmalı, yerel ürünler için coğrafi işaret sayısı artırılmalı, köy ve yaylalarda ‘köy mutfağı’ konseptli restoranlar açılmalıdır.
* Trabzonspor markası daha iyi kullanılmalıdır.
Şüphesiz Trabzonspor, şehrin en güçlü global markası. Trabzon’a sadece futbol sayesinde bile turist gelebilir. Bu sebeple; müze genişletilmeli, bordo - mavili temalı etkinlikler ve şehir festivalleri düzenlenmeli, futbol turizmi (maç günü şehir turları ve taraftar paketleri) geliştirilmelidir.
* Kültür ve tarih daha görünür hâle getirilmelidir.
Trabzon’un tarihi çok zengin ama geri planda. Sümela dışında yeni cazibe alanları oluşturulmalı. Santa Harabeleri gibi tarihi yerlerin restorasyonu yapılmalı, yeni destinasyonlar oluşturulmalı, Ayasofya’nın tanıtımı güçlendirilmeli ve tarihi geçmişi olan evler, ‘tarihi sokak’ çalışmaları yapılarak turizme kazandırılmalıdır.
* Ulaşım ve turizm hizmet kalitesi artırılmalıdır.
Rehberlik sistemi güçlendirilmeli, sokak haritaları ve yönlendirme tabelaları artırılmalı, havaalanı - şehir - turistik bölge hatları daha düzenli olmalıdır.
* Gençlere iş ve üretim alanı sağlanmalıdır.
Yazılım, teknoloji ve turizm girişimleri için destek ofisleri kurulmalı, üniversite -şehir iş birliği artırılmalı, gençlerin şehri terk etmesini önleyecek projeler geliştirilmelidir.
* Şehrin marka kimliği oluşturulmalıdır.
Doğa + tarih + yemek + kültür + Trabzonspor = çok güçlü bir formül ama henüz tam anlamıyla kullanılmıyor. Trabzon’un dışarıya verdiği mesaj ve imaj net olmalıdır. Bu konuda profesyonellerle çalışılmalı ve yeni bir projeksiyon oluşturulmalıdır.
Son söz; Trabzon’un çok büyük potansiyele sahip olduğu da, bu potansiyelin yeterince değerlendirilmediği de göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek. Yapılması gerekenler de öyle acayip ve zor şeyler değil. Sadece bu potansiyelin doğru yönetimi ve iyi tanıtımı gerekir.
Her karışında ayrı bir tarih ve hikaye yazan Trabzon’un -bırakın ülkemizi- dünyanın en önemli çekim merkezi şehirlerinden biri olmasını hak ettiğini düşünüyorsak -ki öyle- yapacaklarımız olduğunu da kabul etmemiz, kafa yormamız ve eksikliklerimizi gidermek gerektiğini de kabul etmemiz gerekir…