Tam da La Fontaine’in “kurnaz tilki, aptal karga” öyküsüne özenip, mağdurum da mağdurum! hezeyanına denk düşen!
Lüks yaşam projeleri ile donatılmış bir dünyanın,” itibardan ödün vermeyen” günümüz Karun’larından topluma yansıyan. Sadece acımasız bir yaşam döngüsü ve onun yürek burkan yansımalarından başka bir şey olmuyor!
Gerilen sinirler…
İnsan kanıyla sulanan topraklar,
Tabut evler…
Giderek ayrışan toplumsal doku.
Tarafların her geçen gün biraz daha sivriltilmiş uçlara savruluşu!,
Yurttaşlarımızın birbirine kinlendiği ve medya karartmaları nedeniyle ayrıştırılıp, geçmişinden utandırılan, gelecek umudunu yitirip karpuz gibi ortadan ikiye ayrılmış, ereksiz, işlevsiz insanlar topluluğu!
Özlenen ve özendirilen, üstlenilen görev bu mudur?
Bu siyah-beyaz ortamında, diğer renkleri özellikle de grileri dillendirenlerin lanetlenip, yalanın ve riyanın başköşeye kurulduğu, her an yeni bir çatışmaya açık bu provokatif ortamda pişkince nostalji yapılması neyin ifadesidir?
Sanatla olmasa da bütçeleriyle rekor kıran dizilerin arsız senaristleri! Kabuk bağlamış yaralarımıza acımasızca yeniden tuz basıp!
İşverenlerinin portföyünde özenle saklayıp uygun zaman kolladığı, katı güvenlikçi politikalar adına algı operasyonu düzenlerken, insan ruhunda derin yaralar açacak 21. Yüzyıla özgü, yeni bir işkence metodu geliştirmekte “suskun-bezbin” bir toplum yaratmakta bir beis görmüyorlar!..
Zaman unutkandır deyip, aslında unutmayanların salağa yattığı bu yabanıl süreçte! Yitirdiklerinin acısını yüreklerinde her an canlı tutup. Sorumluları kamuoyu önünde mahkum eden ülkenin cesur evlatlarının sesleri kısılmak isteniyor.
Her çıkmaz sokakta, tarihin tekerrüründen medet umup! Yedekte sakladıkları kuzu postuna bürünen günümüz çakallarının; değiştirdikleri yeni seçim yasası ve içerdiği sistem (D’hondt) sayesinde her seçim bölgesinde farklı sonuçlarla oy devşirme çabasını iyi analiz etmeliyiz.
D’hondt sisteminde bir ilde ne kadar az milletvekili çıkıyorsa, milletvekilini kazanmak için almanız gereken oy o kadar artıyor. Verdiğiniz oy, ülke genelinde partinizin barajı geçmesini olanaklı kılıyor, onun dışında sadece bulunduğunuz ildeki milletvekilinin seçimine bir etkisi var, yani partiniz o ilde güçlü değilse oyunuzun hiçbir etkisi olmuyor. Millet ittifakı içindeki görece oyları düşük partilerin ittifak içinde ittifak oluşturma çabaları tam da bu gerçeklerden kaynaklanıyor.
Ülke seçim barajının %7 olduğu, siyasi partilere hazine yardımı barajının %3 olduğu bir ülkede siyaset yapmak, kuşkusuz ki çoğulculuk açısından yeterince sorunlu. Yönetimde istikrarı önceleyen, temsilde adaleti ikincil gören bir anlayışın ne kadar demokratik olduğu, siyasetin seçim matematiğine indirgenmesi açısından elbette tartışılabilir.
İlkesel özgür tercihler korunmadan, sadece “oyum boşa çıkmasın” diye siyaset yapılmaz, zorla rıza üretilemez. Yaşadığımız temsil sorunlarını aşmak için küçük siyasi partilere de parlamentoda temsil şansı sunacak bir seçim sistemine demokrasimizin hava ve su denli gereksindiğinin hepimiz ayırdındayız.
Ancak bu seçim o seçim değil! Siyasal tercihiniz, duruşunuz ne olursa olsun ortaya koyacağınız bir zamanda değiliz. Bu kritik eşikte seçeceğimiz sadece bir parti, siyasetçi ya da kişi değil, ülkemizin ve toplumumuzun geleceğini, demokrasimizi oylayacağız.
Samuel Beckett, direncin gücünü, doğruya adanmışlığın, vazgeçmemenin erdemini vurgularken;
“Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Yine dene. Yine yenil. Daha iyi yenil.” Diyordu.
Bu kez 2019 yerel seçimlerindeki ruhu koruyarak, “hep yalnız başına denedin. Yenildin. Eğilmedin. Yine dene, daha önceki gibi şimdi de kazanmak için, ortak dayanışma içinde, azim ve kararlılıkla demokrasimizi korumak adına dene.”
Zamanıdır dostlarım…
Sevgiyle, dostlukla...
Yorumlar
Kalan Karakter: