Ulusça odaklandığımız 14 Mayıs öncesi, daha bir hareketlenen siyaset kurumu ve yedeklediği adaylar, seçmene ulaşmak adına akla hayale gelmedik ataklar geliştiriyor!
En son Bakan Karaismailoğlu ekibine Trabzon Valisini de katarak, partisinin 20 yılı aşkın süredir koruduğu rekoru, egale ederek tescillemiş oldu!
Görülen o ki, sayın bakan da; daha önce, kendi seçim bölgesinde ki İzmir Koyun Adasına Türk bayrağını saklayıp, teknesine Yunan bayrağı çekerek ve pasaportuna Koyun Adası/ Yunanistan damgası vurdurarak giren üstatları gibi, o da amaca ulaşmada sınır tanımıyor!
Seçim odaklı sergilenen savunma sanayimizin kayıtlarında bulunan, “yerli - milli” İHA’lar, SİHA’lar ve son erimde TSK envanterine alınan, dünyanın ilk Siha gemisi TCG Anadolu sayesinde Misak-i milli sınırlarımızın can siperane korunup, sakınılma refleksi, hiç kuşkusuz “Süleyman şah türbesi” vakasının ardından incinen gururumuzu ziyadesiyle okşadı!
Ancak; ya Ege Bölgemizde ki sürekli “üstü örtülen” utanç verici işgal durumları?
Konunun uzmanı muvazzaf subayların adaların işgali konusunu, basınla paylaşmalarının yasa gereği mümkün olmayan! İzmir, Aydın, Muğla sınırlarımızdaki, Yunan belediyeleri ve Yunan varlığının hüküm sürdüğü 17 Ada’nın hal-i pür meali! Ulusal sınırlarımız kavrayışımızda neyi ifade etmektedir?
Sanırım, günümüz Milli Savunma Bakanı Hulusi akar, Genel Kurmay Başkanlığı sürecindeki sessizliğini nihayet milletvekilli adaylığında bozup; “Vur de vuralım, öl de ölelim” diye tempo tutturduğu kadrolu elamanlarına “Bekleyin onun da zamanı gelecek!” diyerek zaar işgalci Yunanlılara seslenmektedir!
İşgal edilen adalar konusunu gündeme taşıyan ve halen ısrarla bu mücadelesinin fikri takibini sürdüren, Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım. 2008 yılı itibariyle konuya ilişkin yapılan toplantılara katılan heyetin bir üyesi. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteridir… Şimdi siz bu da nereden çıktı diye sorabilirsiniz?
Osmanlı döneminde fethedilen, Atatürk’ün koruyup gözettiği ve 1936 yılında Şükrü Kaya’nın Türkiye Cumhuriyeti “envanterine kaydettiği”, İngiliz ve Amerikan haritalarında bile “Türk adası” olarak gösterilen 16 Ada ve kayalığın, 2004 yılı itibariyle başlayan hazin öyküsü ve bu öyküye denk düşen, Türkiye’nin son yirmi yılında adından söz ettiren bir siyasi figürün, seçim gezisinde muhatap olduğu aşağılanmanın ifadesidir.
“…Bu gizli bir mutabakat, kayıtları var mı bilemem. 2006’dan itibaren Türkiye ile Yunanistan arasında istikşafi görüşmeler başladı. Bu görüşmeler maalesef gizli olarak, Türkiye’den üç diplomat, Yunanistan’dan da iki diplomat ve bir Amiral tarafından yürütüldü.
Kamuoyuna bilgi verilmedi. Sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi vardı… Genelkurmay Başkanlığında Komuta ve Harekât Merkezi’nin Amiriydim. Bir gün bir hava ihlali oldu. Yunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı hava ihlali yaparak Bulamaç adasına indiler.
Bulamaç Adası. Didim açıklarında, Türkiye toprağı.
Tabii şaşırdım, elimde harita var, dedim ki bu adamların bizim adada ne işleri var? Bir araştırdık ki ada işgal edilmiş!
Yunan Belediyesi, Yunan askeri var adada. Sadece orda değil, başka adalarımızda da. Zaten Yunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı da askerlerinin Noel’ini kutlamak için gelmişler adaya.
Bunun üzerine olay büyüdü. 4-5 gün sonra, Ocak 2009’da, bu kez Yunan Cumhurbaşkanı yine bizim olan Eşek adasına indi ve oradaki Yunan sancağını selamladı!
Bir de baktık ki, dehşet bir durum var, Yunan Cumhurbaşkanı Adadaki belediyeyi ziyaret ediyor. Belediye levhası önünde poz veriyor ve o levhada şöyle yazıyor ‘Yunanistan belediyesi, 12 Ada bölgesi, Eşek Adası Nahiyesi!’ Bakın artık fiilen işgal gibi, Yunanistan bu Adaları hukuken de kendi ülke sınırları içine almış.
Ben 18 Mayıs 2011’de, muhabirlerle adaya gitmek istedim. Kendi vatan toprağıma pasaportla girdim! O belgeler ve resimler de Türk medyasında yayımlandı…
O adalar boştu. Ama bu toprakları bizim hükümetin alenen vermesi üzerine, Yunanistan’dan önce askerler, sonra da Yunan vatandaşları getirilip buraya yerleştirildiler. Bulamaç ve Eşek Adaları, isim belirtilerek herhangi bir anlaşma ile hiçbir ülkeye devredilmemiş, Osmanlı kimliğini korumaktaydı.
İddia edildiği gibi Yunan adaları değiller. Her iki adanın da. Lozan Barış Anlaşması Madde 12 gereği silahsızlandırılmış olmaları gerekmektedir.
Ama bu adalarda artık Yunan Askeri var…”
Bu ibret yoğun paylaşımın en Trajikomik yanı ise;
bakın ASLINDA ne olmuştu?
“ 15 Temmuz Darbe girişiminin ardından Erdoğan’ın kaldığı otele saldıran (SAT komando timine bağlı) askerlerden ikisinin Keçi Adasında saklandığı ortaya çıktı.
Keçi Adası bize ait.
Burada aramayı bizim yapmamız lazım. Ama ne yazık ki biz Keçi Adasına asker gönderemedik!
Neden?
Çünkü pasaportla gitmemiz gerek. Orada Yunan askeri var artık. Dolayısı ile aramayı Yunan komandoları yaptı!..(*)”
Evet, hep böyle sürprizlerle doludur yaşam. Ve gerçeğin hep en olmadık zamanlarda arz-ı endam etmek gibi bir muzurluğu vardır tüm zamanlarda!
Bir üst düzey Devlet yetkilisinin, kendi seçim bölgesi olan İzmir’in Koyun Adasına bile ancak Yunan gümrüğünden pasaportla giriş yapıp… Daha da ötesi kendisini taşıyan tekneye Yunan bayrağının çekilmesini kabullenmesi ve son erimde bir Cumhuriyet valisinin, makamını seçim çalışmalarına dahil etmesi hangi ruh halinin dışavurumudur bilemem ama!
Benim bildiğim ecdadımızın kemiklerini sızlatan, Koyun Adası ve Süleyman şah türbesi gibi travmatik yaşanmışlıkların, farklı saiklerle dindirilme çabaları, hele hele Hulusi Akar’ın “ sözlerim çarpıtıldı” yakınışı pek de inandırıcı gözükmemektedir.
Sevgiyle, dostlukla…
(*) Ümit Yalım- Emekli Kurmay Albay
Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri.
Kaynak 1-TRT 26 Aralık 2012 tarihli haber bülteni
2-21.yüzyıl Türkiye Enstitüsü int.Sit.
Yorumlar
Kalan Karakter: