Ne zaman dinlenmek istesek içimizde küçük bir ses konuşmaya başlıyor.
"Biraz daha çalış."
"Şu işi de bitir."
"Şimdi oturmanın zamanı değil."
Sanki dinlenmek ancak her şey tamamlandığında hak edilen bir ödülmüş gibi… Oysa hayatın ilginç bir tarafı var; yapılacaklar hiçbir zaman bitmiyor. Bugün tamamlanan işin yerini yarın yenisi alıyor, çözülen bir problemin ardından başka bir sorumluluk geliyor. Eğer dinlenmek için tüm işlerin bitmesini beklersek, büyük ihtimalle hiç dinlenemiyoruz. Son yıllarda fark ettiğim en önemli şeylerden biri şu: İnsanlar çalışmaktan çok, duramamaktan yoruluyor. Çünkü artık yalnızca bedenimiz değil, zihnimiz de hiç susmuyor. Gün içinde onlarca karar veriyor, yüzlerce mesaj okuyor, haberleri takip ediyor, sosyal medyada sayısız görüntü görüyor ve aynı anda birçok şeyi düşünmeye çalışıyoruz. Eve geldiğimizde bilgisayarı kapatsak bile zihnimizi kapatamıyoruz. İşte tam da bu yüzden birçok kişi sabah uyandığında fiziksel olarak dinlenmiş olsa bile zihinsel olarak yorgun hissediyor. Dinlenmek çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bazıları için hiçbir şey yapmamak, bazıları için zaman kaybetmek anlamına geliyor. Oysa dinlenmek üretkenliğin karşıtı değildir. Tam tersine, üretmeye devam edebilmenin en önemli koşullarından biridir.
Bir bahçeyi düşünün… Toprağa sürekli tohum atıp hiç dinlendirmezseniz bir süre sonra verimi azalır. Aynı durum insan için de geçerlidir. Sürekli kendinden vermek, sürekli güçlü olmaya çalışmak, sürekli yetişmeye uğraşmak… Bir noktadan sonra insanın içindeki enerji de tükenmeye başlar.
Toplum olarak "çok meşgul olmayı" neredeyse bir başarı göstergesi hâline getirdik. Birine "Nasılsın?" diye sorduğumuzda aldığımız en yaygın cevaplardan biri, "Çok yoğunum." oluyor. Sanki yoğun olmak değerli olmanın bir kanıtıymış gibi… Oysa bazen en büyük başarı, durabilmektir.
Kendine bir fincan kahve eşliğinde sessizce oturacak zamanı tanımak… Telefonu bir kenara bırakıp birkaç dakika gökyüzüne bakabilmek… Vicdan azabı duymadan dinlenebilmek… Çünkü dinlenmek yalnızca bedeni değil, duyguları da iyileştirir. Sabrımızı, dikkatimizi, ilişkilerimizi ve hayattan aldığımız keyfi yeniden besler.
Tükenmiş insanların ortak özelliği çok çalışmaları değildir. Ortak özellikleri, uzun zamandır kendilerine dinlenme hakkı tanımamış olmalarıdır. Kendine sürekli "Biraz daha dayan." diyen insanlar, çoğu zaman bedenlerinin verdiği sinyalleri görmezden gelirler. Oysa bazen en güçlü davranış, devam etmek değil; durup kendini dinlemektir. Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:
En son ne zaman gerçekten dinlendim?
Yalnızca uyuduğumdan ya da işe ara verdiğimden bahsetmiyorum. Zihnimi susturduğum, kendime iyi geldiğimi hissettiğim, hiçbir şeyi yetiştirmek zorunda olmadığım bir anı hatırlıyor muyum?
Çünkü insan, yalnızca çalışarak değil; dinlenerek de kendine yatırım yapar.
Ve belki de unutmamamız gereken en önemli şey şu:
Dinlenmek, hayata verilen bir mola değildir. Hayata daha iyi devam edebilmenin en sağlıklı yoludur.
Yorumlar
Kalan Karakter: