Son zamanlarda hiç dikkat ettin mi?
İnsanlar artık daha çabuk öfkeleniyor. Daha sert konuşuyor, daha kolay kırıyor, daha az düşünüyor gibi…
Bir haber açıyoruz; birkaç saniye sonra başka bir kötü olaya geçiyoruz. Birinin yaşadığı acıyı görüyoruz ama çok kısa süre sonra hayatımıza devam ediyoruz. Sosyal medyada insanlar birbirine hiç tanımıyormuş gibi değil, sanki düşmanmış gibi konuşabiliyor.
Ve en düşündürücü olan şu:
Bütün bunlar bize artık eskisi kadar “şaşırtıcı” gelmiyor.
Peki ne oldu bize?
Ne zaman bu kadar sertleştik?
İnsan Zihni Kendini Korumaya Çalışır
Aslında duyarsızlaşma çoğu zaman kötü niyetle başlamaz. Beyin, sürekli yoğun duyguya maruz kaldığında kendini korumaya çalışır.
Her gün:
- kötü haberler,
- şiddet görüntüleri,
- öfke dolu tartışmalar,
- krizler,
- kaygı veren olaylar…
İnsan zihni bütün bunları sürekli aynı yoğunlukta taşıyamaz.
Bu yüzden bir noktadan sonra savunma geliştirir: alışmak.
Çünkü alışmak, bazen hayatta kalmanın psikolojik yoludur.
Sürekli Alarm Hâli
Modern insanın sinir sistemi neredeyse sürekli tetikte.
Telefon ekranları, hızlı tüketilen bilgiler, ekonomik kaygılar, toplumsal gerginlikler…
Beden dinlenmeden, zihin sakinleşmeden yaşamaya çalışıyoruz.
Ve sürekli alarm hâlinde yaşayan bir insanın tahammülü azalıyor.
Bu yüzden artık insanlar:
- daha çabuk sinirleniyor,
- daha az empati kuruyor,
- daha hızlı yargılıyor.
Çünkü yorgun bir zihin, önce kendini korumaya çalışır.
Empati Yorulduğunda
Empati çok kıymetli bir beceridir ama sınırsız değildir. İnsan sürekli acıya maruz kaldığında bir noktadan sonra hissizleşebilir.
Bu durum bazen şu cümlelerle kendini gösterir:
- “Artık hiçbir şeye şaşıramıyorum.”
- “Bir şey hissedemiyorum.”
- “Herkes kendi derdinde zaten.”
Aslında burada olan şey çoğu zaman duygusuzluk değil; duygusal tükenmişliktir.
Sertlik Neden Bu Kadar Normalleşti?
Çünkü yumuşak kalmak zorlaştı. Nazik olmak bazen “zayıflık” gibi görülüyor. Duygusal olmak küçümsenebiliyor. İnsanlar incinmemek için sertleşmeyi seçebiliyor. Ama burada gözden kaçan önemli bir şey var: Sertleşmek her zaman güçlenmek değildir. Bazen insan, yalnızca yorulduğu için duvar örer.
Çocuklar Ne Öğreniyor?
Belki de en önemli soru bu.
Çocuklar yalnızca söylenenleri değil, yaşanan duygusal iklimi de öğreniyor. Eğer bir çocuk sürekli öfke, tahammülsüzlük ve sert iletişim görüyorsa; bunu normal sanabiliyor. Çünkü çocuk için dünya, önce evin içindeki duyguyla şekilleniyor. Bu yüzden toplumsal sertlik yalnızca yetişkinleri değil, gelecek kuşakların duygusal dünyasını da etkiliyor.
İnsan doğası tamamen kötüleşmedi. İnsanlar hâlâ sevmek, anlaşılmak ve güvende hissetmek istiyor. Ama uzun süre stres altında kalan zihinler, hayatta kalma modunda yaşamaya başlıyor. Ve hayatta kalma modu; nezaketi değil, korunmayı önceliyor. Bu yüzden bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri şu:
Birbirimizin insan olduğunu yeniden hatırlamak.
Yavaşlamak da Bir Dirençtir
Bazen dünyadaki sertliğe karşı yapılabilecek en güçlü şey:
- biraz daha yavaş konuşmak,
- biraz daha dikkatli yaklaşmak,
- birini hemen yargılamamak,
- ve hâlâ hissedebiliyor kalmak.
Çünkü duyarsızlaşmak bulaşıcı olabilir. Ama empati de öyledir.
Belki mesele insanların tamamen değişmesi değil… Belki mesele, çok uzun süredir yoruluyor olmamız.
Ama yine de insanı insan yapan şey hâlâ aynı yerde duruyor:
Birbirimize nasıl davrandığımızda.
Ve bazen dünyayı değiştiren en büyük şey, sertleşmemeyi seçebilmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: