Hayatımızın ne kadarını bekleyerek geçiriyoruz?
Bir düşünün... Kaç kez kendinize şunu söylediniz:
"Şu dönem geçsin rahatlayacağım."
"Şu hedefe ulaşayım mutlu olacağım."
"Şu sorunu çözeyim sonunda huzur bulacağım."
İnsan zihni çoğu zaman mutluluğu gelecekte bir yere koyar. Sanki mutluluk, ulaşılması gereken bir durakmış gibi... Sanki bugün yaşanabilecek bir duygu değil de yarının ödülüymüş gibi...
Oysa hayat ilginç bir şekilde ilerler. Bir hedef gerçekleşir, yerine yenisi gelir. Bir sorun çözülür, başka bir sorumluluk ortaya çıkar.
Bir bekleyiş biter, yenisi başlar. Ve insan bir bakar ki yıllardır yaşamıyor, hazırlanıyordur. Psikolojide buna bazen "koşullu mutluluk" denir. Yani kişinin kendisine şu mesajı vermesi:
"Ancak şu olursa mutlu olabilirim." Ancak burada küçük bir sorun vardır.
Hayat hiçbir zaman tamamen sorunsuz olmaz. Hiçbir zaman her şey mükemmel bir noktaya gelmez.
Ve mutluluk sürekli belirli koşullara bağlandığında, kişi onu yakalasa bile uzun süre hissedemez. Çünkü zihni hemen yeni bir hedef üretir. Bu durum özellikle başarı odaklı bireylerde daha sık görülür. Kendilerine yüksek hedefler koyarlar.
Başarırlar.
Ama kutlayamazlar. Çünkü çoktan bir sonraki hedefe odaklanmışlardır.
Oysa mutluluk bazen büyük olaylarda değil, fark edilen küçük anlarda saklıdır.
Sabah içilen bir kahvede...
Sevilen biriyle edilen kısa bir sohbette...
İyi geçen sıradan bir günde...
Ama bunları fark edebilmek için sürekli geleceğe bakmayı bırakıp biraz bugüne dönmek gerekir. Bir psikolog olarak şunu söyleyebilirim:
Mutluluk çoğu zaman ulaşılan bir yer değil, kurulan bir ilişkidir.
Hayatla, insanlarla ve en önemlisi kendimizle kurduğumuz ilişki...
Belki de kendimize sormamız gereken soru şu:
Gerçekten mutlu olmak için neyi bekliyorum? Ve o şey geldiğinde, mutlu olmayı gerçekten başarabilecek miyim? Çünkü bazen hayatın en büyük tuzağı, yaşamayı sürekli daha sonraya bırakmaktır.
Mutluluk ertelendikçe büyümez, sadece uzaklaşır.
Yorumlar
Kalan Karakter: