Trabzon Şehir Hastanesi’nde sona yaklaşılıyor. Ama akıllardaki soru değişmiyor; zemini, ulaşımı, kapanacak hastaneler tartışmaları ve belirlenen tarihten daha geç tamamlanması bir yana, bu yatırım gerçekten sağlık hizmetlerini kolaylaştıracak mı, yoksa sadece mevcut yapıyı farklı bir forma mı sokacak?
Trabzon yıllardır yalnızca kendi nüfusuna değil, çevre illere de sağlık hizmeti veren bir merkez. Yani mesele sadece bir şehir meselesi değil; bölgesel bir yükten söz ediyoruz. Bu yüzden atılan her adımın etkisi de, riski de büyük.
Bugün bu yükü sırtlayan hastaneler var. Özellikle Ahi Evren Kalp Damar Cerrahisi ve Yavuz Selim Kemik Hastalıkları Hastanesi, kendi alanlarında birer referans noktası haline gelmiş durumda. Yıllar içinde oluşmuş birikim, oturmuş bir düzen ve yerleşmiş bir işleyiş var.
Şimdi bu yapı değişiyor. Bu hastaneler kapanıyor ya da taşınıyor, yerlerine Trabzon Şehir Hastanesi geliyor.
Peki bu gerçekten bir güç artışı mı? Görünen o ki hayır. Daha çok bir yer değiştirme, bir yeniden düzenleme.
Sorun da tam burada başlıyor.
Çünkü bugün Trabzon’da sağlık hizmetine ulaşmak zaten kolay değil. Randevu sisteminde ciddi sıkışıklıklar yaşanıyor. Kardiyoloji gibi kritik branşlarda günler sonrasına randevu verildiği, ortopedi ve travmatoloji gibi bölümlerde haftalar süren bekleme sürelerinin oluştuğu, fizik tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde yoğunluk nedeniyle tedavilerin geciktiği biliniyor. Kadın hastalıkları ve doğum polikliniklerinde ise düzenli takip gerektiren hastalar zaman zaman uygun tarih bulmakta zorlanıyor.
Bu tablo, aslında sistemin zaten sınırda çalıştığını gösteriyor.
Şimdi aynı yük, daha büyük ama daha merkezi bir yapının içine toplanacak.
Bu ne demek? Daha fazla yoğunluk, daha uzun bekleme süreleri ve daha fazla belirsizlik riski demek.
Teoride büyük hastaneler her şeyi çözer gibi görünür. Ancak pratikte durum her zaman böyle olmaz. Türkiye’nin farklı şehirlerinde açılan benzer şehir hastanelerinde de görüldü; bina büyüdü ama erişim her zaman kolaylaşmadı. Bazı branşlarda bekleme süreleri kısalmak yerine uzadı.
Çünkü sağlık hizmeti yalnızca duvarla, koridorla ya da yatak sayısıyla ölçülmez. Asıl mesele sistemin nasıl çalıştığıdır.
Trabzon için risk biraz daha büyük. Çünkü bu şehir yalnızca kendine hizmet etmiyor; çevre illerden gelen hastalarla birlikte yük daha da artıyor. Bu da yeni hastaneyi bir çözüm merkezinden çok bir yoğunluk odağına dönüştürebilir.
Vatandaşın derdi ise çok net; randevu alabiliyor mu, alamıyor mu?
Bir kalp hastası zamanında müdahale bulabiliyor mu, yoksa beklemek zorunda mı kalıyor? Bir ortopedi hastası hareket kabiliyetini geri kazanmak için aylarca sırada mı bekliyor? Bir anne adayı düzenli kontrollerini zamanında yaptırabiliyor mu?
Eğer bu soruların cevabı değişmiyorsa, binanın büyüklüğü tek başına bir anlam ifade etmez.
Çünkü sağlıkta esas olan konfor değil, erişimdir.
Trabzon’un ihtiyacı belki de tek bir dev yapıdan ziyade; yükü dengeleyen, erişimi kolaylaştıran, dağılmış ama koordineli bir sağlık sistemidir.
Aksi halde ortaya çıkacak tablo çok tanıdık olur; hastane büyür ama sistem daralır. Geriye şu cümle kalır; bina yeni ama sorunlar eski…
Ve yeri gelmişken; her şeye rağmen, bu şehrin sağlık yükünü, yoğunluğa, yorgunluğa ve zaman zaman yetersiz kalan imkânlara rağmen karşılamaya çalışan sağlıkçılara teşekkürü bir borç bilir, kolaylıklar dilerim…
Yorumlar
Kalan Karakter: