Bireysel değil, kolektiftir. Kişiye değil, belli bir zümreye aittir.
Menfaati için eğilenler dik duran insanları asla sevmezler. Rüşvet yiyen ve yolsuzluk yapanlar namusunu kimseye satmayan insanları karalamak için elinden geleni yaparlar. Suyu bulandırırsanız neyin temiz para neyin kara para olduğunu anlayana kadar hırsız Üsküdar’ı geçmiş olur.
Türkiye’de rüşvet kişiler üzerinden yürütülmeye çalışıldığı için sonuçsuz kalır. Bir zümreye dokunulmaz kılan sistemin içeresinde kişileri suçlu kılmakla suç yapısını çökertemezsiniz. Bilakis bu sucun yeni yollar araması ve gizlenme tekniklerini geliştirmesine sebep olur. Yolsuzluğun yapısal olarak bireysel işlenemeyeceği tarihsel olarak ispatlanmıştır. O zaman kişileri ortaya çıkarmak suçu cezalandırmak değildir.
Türk tarihinde rüşvet eskiden beri var olmuştur. Rüşvet, bütün toplumlarda tarihin ilk sayfalarından itibaren görülmektedir. Rüşvet ilk yıllardan itibaren her devletin yapısında görülmüş olup, ekonomilerin kötüye gittiği dönemlerde rüşvet alımı daha da artmıştır. Rüşvetin devletin içine iyice yerleştiği bazı dönemlerde rüşvet sadece akçeyle değil başka şekillerde de ödenmiş yani hediye adı altında rüşvet alımı gerçekleşmiştir. Osmanlının son zamanlarında devleti ayakta tutan sosyal, ekonomik ve askeri yapı paramparça olunca rüşvet ve yolsuzluk toplumun her kesimine yayılmıştır. Öyle ki artık rüşvetin alenileştiği bir dönem olmuş ve birçok makam rüşvetle satılmıştır. Devlet yöneticileri, rüşveti kimi zaman görmezden gelirken kimi zaman da rüşvete ağır cezalar vermiştir. Rüşvet, zaman zaman ölüm cezası verilse de devletlerin yıkılışına kadar rüşvet, çaresi olmayan bir hastalık olarak devam etmiştir.
Çaresizliğini tarihsel olarak anlatsak da rüşvetin temelinde ahlakın değil, çaresizliğin oluşturduğu bir yapı bozukluğunu gözden kaçıramayız. Kusura dayalı oluşan bu yapının içinden görmezden gelme ya da ayrıcalık tanıma vardır. Rüşvet, yolsuzluğun giriş kapısıdır.
Yolsuzluğun tarihi kitabında Carl J. Frıedrich tanımı şöyle yapar;
Yolsuzluk, belli bir çevrede, örneğin politik bir çevrede gerçekten yaygın olan veya yaygın olduğuna inanılan birtakım normlardan kaynaklanan bir tür davranış kalıbıdır. Aynı zamanda, kamu harcamalarından elde edilen bazı özel kazançlar da bu kavram içine dahil edilebilir. Ancak bu husus ister kabul edilsin ister edilmesin, gerçek olan şudur ki kamu harcamaları ile bazı kişilere belli özel kazançlar temin etmek mümkündür, bu özel kazançlar değişik şekillerde olabileceği gibi, genellikle parasal niteliktedir. Söz konusu kazançlar ile belli bir kişi değil, daha çok bir aile veya bir grup kazançlı hale gelmektedir.
Yolsuzluk kavramı özel çıkarların; özel tercihlerin veya prestijlerin ya da belli bir grup veya sınıfın çıkarlan doğrultusunda kamu gücünün kullanılması ile birlikte, istenilmeyen zararlara yol açacak şekilde yüksek ahlaki değerlerden ve yasalardan kaçınmak ‘için başvurulacak bütün yollardır.
Sahip olmak isteyenlerin, onurlu olmak isteyenlere karşı uyguladığı baskının sebebi iste burada başlar. Herkesin rüşvet alabileceğini, herkesin yolsuzluk yapabileceği düşüncesini toplumun ortasına gelip bırakırlar. Doğrunun anormalleştirilmesi ile yanlışların sorgulanması ayıplanır hale gelir. Ben buna kültür çöküşü demiyorum. Bunun tam karşılığı bir ulusun Tarihsel varlığının çöküşü diyorum. Birinin söylemesi gerekiyorsa bunu söylüyorum. Hırsız bir kişiyse bunu bekçi yakalar. Ama bir toplum hırsızlığı kabullenmiş ise onu hiç kimse yakalayamaz.