Rakamlar bazen konuşur. Siyasetin süslediği cümleleri, şehrin kendine anlattığı hikâyeleri bir anda dağıtır. Bugün Trabzon için konuşulması gereken tam da böyle bir tablo var.
TÜİK’in 2025 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre; Trabzon nüfus kütüğüne kayıtlı insan sayısı 1 milyon 591 bin 822. Bu ilk bakışta güçlü, kalabalık, diri bir şehir fotoğrafı gibi görünüyor. Ama detaylara inildiğinde ortaya çıkan manzara bambaşka.
Bu nüfusun sadece 700 bin 535’i Trabzon’da yaşıyor. Geriye kalan 891 bin 287 kişi ise başka illerde hayatını sürdürüyor. Yani Trabzon’a kayıtlı her iki kişiden biri bu şehirde değil.
Kâğıt üzerinde büyüyen ama gerçekte küçülen bir şehirden söz ediyoruz.
Daha da çarpıcı olanı, bu 891 bin küsur insanın gelişigüzel dağılmamış olması. Büyük çoğunluğu İstanbul, Kocaeli, Ankara ve Bursa gibi sanayinin, ticaretin ve istihdamın yoğun olduğu merkezlerde yaşıyor. Bu da göçün rastlantısal değil, zorunlu ve ekonomik temelli olduğunu açıkça gösteriyor.
Bu tabloyu ‘Trabzonlular memleketine bağlıdır ama dışarıda yaşar’ gibi romantik bir cümleyle açıklamak mümkün değil. Bu, doğrudan doğruya bir sistem sorunudur. Çünkü insanlar doğdukları şehirde kalamıyorsa, bu onların tercihi olmaktan çok o şehrin sunduğu imkânlarla ilgilidir.
Trabzon uzun yıllardır üretimle değil, tüketimle ayakta duran bir şehir görünümünde. Sanayi yatırımları sınırlı, istihdam alanları dar, özel sektörün ölçeği küçük. Tarım ise kendi haline bırakılmış durumda; ne modernleşme var ne sürdürülebilir bir planlama. Turizm deseniz, birkaç aylık hareketlilikle şehri kurtaracakmış gibi sunuluyor ama kalıcı bir ekonomik omurga oluşturamıyor.
Hal böyle olunca ortaya çıkan sonuç kaçınılmaz; gençler gidiyor. Eğitim için gidiyor, iş için gidiyor, gelecek için gidiyor. Ve çoğu geri dönmüyor. Çünkü dönebileceği bir ekonomik zemin yok.
Göç eden sadece birey değil; aynı zamanda emek, üretim gücü ve gelecek de göç ediyor. Trabzon’un yetiştirdiği insan kaynağı başka şehirlerin ekonomisine katkı sağlıyor. Yani Trabzon yetiştiriyor, başka şehirler kazanıyor.
İşin daha düşündürücü tarafı ise bu durumun giderek normalleşmesi. Artık aileler çocuklarını burada bir hayat kuracakmış gibi değil, bir gün bu şehirden ayrılacakmış gibi yetiştiriyor. ‘Okusun da gitsin’ cümlesi, bir temenniden çok bir zorunluluğun ifadesine dönüşmüş durumda.
Peki bu tablo değişebilir mi?
Elbette değişebilir. Ama bunun için önce gerçeği kabul etmek gerekiyor. Trabzon’un sorunu sadece göç değil; üretim eksikliği, plansızlık ve uzun yıllara yayılan ihmaldir. Bu şehirde kalmayı cazip hale getirecek ekonomik ve sosyal politikalar üretilmeden, yapılan her tartışma yüzeyde kalacaktır.
Yatırım olmadan, sanayi güçlenmeden, tarım yeniden yapılandırılmadan ve gençlere gerçek fırsatlar sunulmadan bu tablo tersine dönmez. Aksi halde her yıl bu sayılar biraz daha büyür, şehir ise biraz daha küçülür.
Sonuç olarak ortada inkâr edilemez bir gerçek var; Trabzon’un nüfusu kütükte büyüyor, ama hayat başka şehirlerde akıyor.
Ve eğer bu gidişat değişmezse, Trabzon gelecekte sadece yazın kalabalıklaşan, kışın kendi içine çekilen bir şehir olarak kalacak. İnsanını kaybeden, potansiyelini dışarıya kaptıran bir şehir…
Kısacası, Trabzon’un asıl meselesi nüfusunun kaç olduğu değil, o nüfusun nerede yaşadığıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: