Şehirleri şehir yapan; üzerlerine sinmiş köklü yaşanmışlıkları, kendilerine özgü kimlikleri ve kültürel hafızalarıdır. Trabzon ise bu konuda sadece Karadeniz’in değil, Türkiye’nin en güçlü şehirlerinden biridir. İpek ve Baharat Yolları üzerinde yüzyıllar boyunca önemli bir durak olmuş, farklı medeniyetlerin izlerini bünyesinde taşıyan, müzikten resme, tiyatrodan edebiyata kadar sayısız sanatçı yetiştirmiş bir kentten söz ediyoruz.
Peki, böylesine büyük bir kültürel sermayeye sahip Trabzon’da düzenlenen Kültür Yolu Festivali bize ne anlattı?
Şehre hareketlilik getirdiği, meydanları doldurduğu ve insanları bir araya getirdiği inkâr edilemez. Ancak madalyonun diğer yüzüne baktığımızda karşımıza çıkan tablo, ne yazık ki güçlü bir yerel kültür vizyonundan çok, şehir şehir dolaştırılan bir ‘hazır paket organizasyon’ anlayışı oldu.
Festival programına bakıldığında Trabzon’un ruhunu, hafızasını ve karakterini yansıtan özgün bir yaklaşım görmek mümkün müydü? Ne yazık ki hayır.
Ankara’da ne varsa Trabzon’da da aynı, başka şehirlerde hangi isimler sahne alıyorsa burada da benzerleri. Şehirlerin isimleri değişiyor ancak içerikler büyük ölçüde aynı kalıyor. Oysa Trabzon, dışarıdan kültür ithal etmeye ihtiyaç duyacak son şehirlerden biridir.
Bu değerlendirme yalnızca bir köşe yazarı eleştirisi de değil.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölüm Başkanı Murat Burçin Derçin de festivalin temel amacının yeniden tartışılması gerektiğini söylüyor. Derçin’e göre Kültür Yolu Festivali, yalnızca bir şehrin kendi kültürel unsurlarını sergilediği bir etkinlik değil; Anadolu’nun farklı bölgeleri arasında kültürel etkileşim sağlayan bir köprü olmalı.
Gerçekten de mesele tam burada düğümleniyor.
Bu festivalde Ege’nin, Akdeniz’in, İç Anadolu’nun ya da Güneydoğu Anadolu’nun kültürel zenginliklerini ne kadar gördük? Aynı şekilde Trabzon’un kültürel mirası diğer şehirlerde ne kadar güçlü şekilde temsil ediliyor?
‘Kültür Yolu’ adı taşıyan bir organizasyonun temel amacı kültürleri birbirine taşımak, tanıştırmak ve zenginleştirmek olmalıdır. Oysa ortaya çıkan tablo daha çok birbirinin kopyası organizasyonlardan oluşan bir etkinlik zincirini andırıyor.
Derçin’in dikkat çektiği bir başka konu ise sanatçı tercihleri.
‘Bayhan neden Trabzon Kültür Yolu Festivali’nin sanatçı tercihleri arasında yer almaktadır?’ sorusunu sorarken herhangi bir sanatçıyı hedef almıyor. Asıl sorguladığı konu, kültür kavramının neyi temsil ettiği, sanatçı seçimlerinin hangi ölçütlere göre yapıldığı ve festival programlarının hangi kültürel vizyon doğrultusunda hazırlandığı.
Aslında sorulması gereken soru da budur.
Bir kültür festivali, halkın zaten televizyonda, dijital platformlarda ya da ticari konserlerde ulaşabildiği popüler isimleri tekrar tekrar sahneye çıkarmak için mi vardır; yoksa yeni ufuklar açmak, farklı kültürleri tanıtmak ve kültürel çeşitliliği görünür kılmak için mi?
Kamu kaynaklarıyla gerçekleştirilen kültür temalı festivallerden beklenen, sadece popüler olanı tekrar etmek değildir.
Meselenin bir de ekonomik boyutu var.
Ülke olarak her kuruşun hesabının yapıldığı, vatandaşın alım gücünün her geçen gün daha fazla zorlandığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir ortamda festival öncesinde karşımıza çıkan devasa reklam ve tanıtım kampanyaları ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor:
Geçici bir sahne gösterisi ve birkaç günlük görünürlük için harcanan kamu kaynakları, neden gençlerin kültürel üretimine, yerel sanatçıların desteklenmesine, tarihi yapıların korunmasına ya da kalıcı kültür projelerine yönlendirilmiyor?
Çünkü gerçek kültür politikası; geçici afişlere, sahnelere ve ışık gösterilerine yatırım yapmak değil, gelecek kuşaklara kalacak eserler bırakmaktır.
Üstelik Trabzon’un buna fazlasıyla yetecek bir insan kaynağı da var.
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon Üniversitesi, devlet konservatuvarları, güzel sanatlar bölümleri ve kültür - sanat dernekleri yıllardır bu şehirde üretim yapıyor. Resimden fotoğrafa, karikatürden tiyatroya, müzikten edebiyata kadar Trabzon’un yaşayan kültürel hafızasını oluşturan çok güçlü isimler bulunuyor.
Peki bu isimler festivalin neresindeydi?
Festivalin vitrininde birkaç sembolik görüntü vermenin ötesinde, bu insanların bilgi ve birikimlerinden ne ölçüde yararlanıldı?
Oysa bu isimler yalnızca davetli misafir değil, festivalin akıl kurulu olmalıydı. Programlar onların görüşleri alınarak şekillenmeli, Trabzon’un yaşayan kültürel hafızası organizasyonun mutfağında yer almalıydı.
Uzun lafın kısası; Trabzon’da yaşayan insanlar sanata, müziğe ve festivallere karşı değildir. Tam tersine, bunlara ihtiyaç duymaktadır. İtiraz edilen nokta; halkın parasıyla gerçekleştirilen organizasyonların halkın görüşü alınmadan, yerel dinamikler yeterince dikkate alınmadan ve şehirlerin özgün kimlikleri geri plana itilerek yapılmasıdır.
Trabzon’un beklentisi çok açık:
Bir sonraki festivalde vitrini parlak ama içeriği standartlaştırılmış programlar değil; bütçesi şeffaf, yerel sanatçısını ve kültür insanını merkeze alan, üniversiteleri ve sivil toplumu sürece dahil eden, bu şehrin tarihine ve ruhuna saygı gösteren gerçek bir Kültür Yolu görmek.
Çünkü Trabzon, sıradan bir festival durağı değil; başlı başına bir kültür merkezidir.
Ve bu şehir, kendi kültürünü hatırlatan değil, kendi kültürüyle yön veren festivalleri hak etmektedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: