Bazen bir şehrin geleceğini anlamak için uzun raporlar okumaya gerek yoktur. Tek bir istatistik bile çok şey anlatır. Trabzon’da sosyal güvenlik kapsamındaki aktif çalışan sayısı 215 bin 533. Emekli aylığı alanların sayısı ise 197 bin 191. Aradaki fark sadece 18 bin 342 kişi. Bu rakamlar, Trabzon’un sessiz ama hızla bir ‘emekli şehrine’ dönüştüğünü gösteriyor.
Aslında bu tablo tesadüf değil. Yıllardır uygulanan yanlış kalkınma politikalarının, bilinçsiz yatırımların ve bitmek bilmeyen göçün doğal sonucu. Trabzon, gençlerini birer birer başka şehirlere uğurluyor. Üniversiteyi bitiren de, meslek sahibi olan da, iş bulamayan da çözümü İstanbul’da, Ankara’da, Bursa’da ya da Kocaeli’nde arıyor. Çünkü memleketlerinde kendilerine umut verecek yeterli istihdam alanı bulamıyorlar.
Gençler giderken, yıllarca büyük şehirlerde çalışan Trabzonlular emeklilik döneminde yeniden memleketlerine dönüyor. Bu da kent nüfusunun yaş ortalamasını yükseltiyor. Çalışan nüfus azalırken emekli nüfus her geçen yıl biraz daha artıyor. Bugün gelinen nokta, Trabzon’un üreten nüfusuyla emekli nüfusunun neredeyse başa baş hale geldiğini ortaya koyuyor.
Bir şehrin emekli nüfusunun fazla olması tek başına olumsuz bir durum değildir. Ancak çalışan sayısı yerinde sayıyor, gençler göç ediyor ve emekliler çoğalıyorsa, orada alarm zilleri çalmaya başlamış demektir. Çünkü şehir ekonomisini ayakta tutan sadece tüketim değil, üretimdir. Üretimin olmadığı yerde refahın kalıcı olması da mümkün değildir.
İşin en acı tarafı ise emeklilerin içinde bulunduğu ekonomik tablo. Ülkemizdeki 17 milyon emeklinin büyük bir çoğunluğu 20 - 25 bin lira bandında maaş alıyor. Ve aldıkları bu maaşlarla yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
Bugünün hayat pahalılığında bu gelirle temel ihtiyaçları eksiksiz karşılamak bile neredeyse imkânsız hale geldi. Market, pazar, kira, elektrik, su, doğal gaz, ilaç derken maaşın büyük bölümü daha ayın ilk günlerinde tükeniyor. Emekliye sosyal hayata katılacak, torununa harçlık verecek ya da kendisine küçük bir nefes aldıracak bütçe kalmıyor.
Bu durum yalnızca emeklinin sorunu da değil. Çünkü emeklinin cebindeki para azaldıkça şehir ekonomisinin çarkları da yavaşlıyor. Esnaf daha az satış yapıyor, lokantalar boş kalıyor, giyim mağazaları müşteri bekliyor. İnsanlar zorunlu harcamalar dışında alışveriş yapamadığı için ticaret daralıyor. Para piyasada dönmeyince yatırım da azalıyor, yeni iş yerleri açılmıyor, yeni istihdam oluşmuyor.
İşte Trabzon ekonomisinin yaşadığı sıkışmışlığın önemli nedenlerinden biri de bu. Kent ekonomisi giderek sabit gelirli insanların harcamalarına bağımlı hale geliyor. Oysa güçlü şehirler; sanayisiyle, ihracatıyla, girişimcisiyle ve genç iş gücüyle büyür. Üreten şehirler zenginleşir. Sadece tüketen şehirler ise zamanla yerinde saymaya başlar.
Trabzon’un ihtiyacı daha fazla konut değil, daha fazla üretim alanıdır. Daha fazla beton değil, daha fazla fabrika ve yatırımcıdır. Gençleri memleketinde tutacak teknoloji yatırımları, organize sanayi bölgeleri ve nitelikli istihdam projeleridir. Çünkü gençler kalmadan ne ekonomi büyür ne de şehir geleceğe güvenle bakabilir.
Bugün çalışanlarla emekliler arasındaki fark yalnızca 18 bin 342 kişi. Bu fark her yıl biraz daha kapanırsa, Trabzon’un ‘emekli şehri’ olarak anılması kaçınılmaz hale gelecektir. Oysa Trabzon, sadece emeklilerin huzur içinde yaşayacağı bir şehir değil; gençlerin hayal kuracağı, yatırımcının üretim yapacağı ve çocukların geleceklerini burada inşa etmek isteyeceği bir şehir olmalıdır. Asıl mücadele de bunun için verilmelidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: