Kahramanmaraş Caddesi’nin yayalaştırılması kararı açıklandığında, şehirde geniş bir mutabakat oluşmuştu. Araç trafiğinin kaldırılmasıyla birlikte gürültü ve görüntü kirliliğinin azalacağı, insanların daha rahat nefes alabileceği bir kent merkezi oluşacağı düşünülüyordu. Nitekim dört ay süren çalışmaların ardından cadde, 25 Haziran 2022 tarihinde düzenlenen törenle hizmete açıldı.
Ancak daha ilk ay dolmadan ortaya çıkan görüntüler, yapılan işin kalitesi konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu. Açılıştan sadece 27 gün sonra, 22 Temmuz 2022 tarihinde yaptığım açıklamada, havai fişekler eşliğinde ve büyük övgülerle açılan caddenin zemininde bozulmalar başladığını kamuoyuyla paylaşmıştım.
O gün, milyonlarca lira harcanarak yapılan bir işin henüz bir ay geçmeden dağılmasının hem üzücü hem de düşündürücü olduğunu -bırakın belediye meclis üyeliğimi, bu şehri seven ve bu şehirde yaşayan biri olmanın sorumluluğuyla- ifade etmiştim.
Beklendiği gibi eleştirilerime cevap gecikmedi. Ancak cevap verenler, zemindeki bozulmayı açıklamak yerine meseleyi şahsıma yöneltmeyi tercih etti. Hatta bazı açıklamalarda, bozulan taşları benim elimle veya ayağımla söktüğüm bile iddia edildi
Fakat gerçeklerin üzeri açıklamalarla örtülemedi. Aradan geçen kısa süre içerisinde Kahramanmaraş Caddesi’nin zemini hızla dağıldı. Taşlar yerinden çıktı, yüzey bozuldu ve görüntü estetik olmaktan uzaklaştı. Sonunda da çözüm olarak cadde asfaltla kaplandı ve boyandı. O günlerde ‘Söğüt söktü’ diyenler de, ‘esnaf pis su döküyor’ diyenler de, ‘vatandaş dikkat etmiyor’ diyenler de sessizliğe büründü. Çünkü artık ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek vardı: Milyonlarca lira harcanarak yapılan iş başarısız olmuştu.
İşin daha da düşündürücü tarafı ise, bu başarısızlığın hesabını kimsenin vermemiş olmasıydı. Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı bir iş daha ilk yıllarında kullanılamaz hale gelmiş, zemin tamamen değiştirilmek -ki değiştirilmekte denemez; zemin asfalt döküldü ve sıklıkla boyanıyor- zorunda kalmış, ancak kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapılmamıştı. Üstelik mesele yalnızca zeminin ücretsiz değiştirildiği söylenerek geçiştirilmeye çalışılmıştı. Oysa ücretsiz de olsa, kamu kaynaklarının böylesine savurganca kullanılmasını normal karşılamak mümkün değildi.
Bugün benzer bir tablo Uzun Sokak’ta karşımıza çıkıyor. Renksiz ruhsuz olması bir yana, bisküvi gibi kırılan zeminin ne olacağı kamuoyunda tartışılırken; Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Uzun Sokak’ın zeminini eylül ayı gibi yenileyeceğini kısa bir süre önce kamuoyuna açıkladı. Açık konuşmak gerekirse, alınan karar doğrudur. Çünkü mevcut zemin estetik açıdan da teknik açıdan da beklentileri karşılayamamıştır. Yapıldığı günden beri kırılan, çatlayan ve sürekli tamirat gerektiren bir yüzeyle karşı karşıyayız. Kentin en önemli yaya akslarından birinde, insanların her gün üzerinden geçtiği bir zeminin dört yıl gibi kısa bir süre içerisinde bu hale gelmesi kabul edilebilir değildir.
Ancak sorun tam da burada başlıyor. Çünkü dört yıl önce yapılan bir işin bugün yeniden yapılacak olması yalnızca bir bakım çalışması değildir. Bu durum aynı zamanda ciddi bir kamu zararının göstergesidir. Bir düşünelim; önce ihale yapılıyor, milyonlarca lira harcanıyor, ardından bozulmalar başlıyor. Sonra tamiratlar, yamalar ve boyamalar geliyor. Nihayetinde ise daha birkaç yıl önce tamamlanan işin yeniden yapılmasına karar veriliyor. Yani kamu bütçesinden aynı iş için birden fazla kez para harcanıyor.
Peki bu para kimin parası? Bir şirket sahibinin ya da yüklenici firmanın kasasından çıkan kaynak değil. Bu para emeklinin, esnafın, işçinin, memurun ödediği vergilerden oluşuyor. Dolayısıyla kırılan her taş, sökülen her kaplama ve yeniden yapılan her metrekare aslında vatandaşın cebinden ikinci kez çıkan para anlamına geliyor.
İşte bu nedenle mesele yalnızca bir zemin meselesi değildir. Mesele, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı ve ortaya çıkan zararın hesabının kim tarafından verileceği meselesidir. Bu noktada cevaplanması gereken bazı sorular bulunmaktadır. Bu iş hangi teknik şartnamelerle yapıldı? Kullanılan malzemeler projede öngörülen standartları taşıyor muydu? Yapım aşamasında yeterli denetim gerçekleştirildi mi? Kontrol mekanizmaları görevini eksiksiz yerine getirdi mi? Yüklenici firma sözleşmedeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdi mi? Ortaya çıkan hasarlarda sorumluluk kimdedir? Ve en önemlisi, oluşan kamu zararının hesabı kimden sorulacaktır?
Eğer yapılan iş hatalıysa bunun bir sorumlusu olmalıdır. Eğer kullanılan malzeme yetersizse bunun bir sorumlusu olmalıdır. Eğer denetim eksikse bunun da bir sorumlusu olmalıdır. Aksi halde şehirde yapılan her başarısız yatırımın bedelini vatandaş ödemeye devam ederken, hiçbir yönetici ve hiçbir yüklenici hesap vermemiş olur. O zaman da ortaya çıkan sorun teknik olmaktan çıkar, doğrudan bir yönetim ve hesap verebilirlik sorununa dönüşür.
Trabzon’un ihtiyacı olan şey sadece yeni taşlar döşemek değildir. Trabzon’un ihtiyacı olan şey; yapılan her işin kalitesinin denetlenmesi, kamu kaynaklarının korunması ve ortaya çıkan zararların hesabının sorulmasıdır. Çünkü bir şehri büyüten şey yalnızca yapılan yatırımlar değil, o yatırımların ne kadar sağlam, ne kadar sürdürülebilir ve ne kadar hesap verebilir olduğudur.
Bugün Maraş Caddesi ve Uzun Sokak üzerinden sorulması gereken temel soru şudur: daha dört yıl önce yapılan bir iş bugün yeniden yapılacaksa, bunun faturasını kim ödeyecek? Vatandaş mı, yoksa bu zararın oluşmasında sorumluluğu bulunanlar mı?
Yorumlar
Kalan Karakter: